"16 Ülkenin Posta Tarihi Osmanlı'yla Başlıyor."

Meşhur meseldir, tıp fakültesi mezunları arasından her şey çıkar, ara sıra da hekim çıkar denir. Sadece Türkiye’de, meslekleri dışındaki meşgaleleri ile öne çıkan hekimleri sıralamak bile yeter bu iddiayı desteklemeye. Prof. Dr. Atadan Tunacı da bu kategoriye dahil edilmesi gereken isimlerden. İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesinde Radyoloji profesörü olan Tunacı, aynı zamanda bir posta tarihi koleksiyoneri ve araştırmacısı. Pul toplamaya daha çocuk yaşta başlıyor ve araya kesintiler girse de filateliden bir daha hiç kopamıyor. Son yıllarda posta tarihine ayırdığı vaktin neredeyse mesleğinin önüne geçtiğini itiraf ediyor Atadan Bey. Koleksiyonerliğin bir manada hastalık olduğunu da! Buyurun sohbete...

Mart 2026

Meşhur meseldir, tıp fakültesi mezunları arasından her şey çıkar, ara sıra da hekim çıkar denir. Sadece Türkiye’de, meslekleri dışındaki meşgaleleri ile öne çıkan hekimleri sıralamak bile yeter bu iddiayı desteklemeye. Prof. Dr. Atadan Tunacı da bu kategoriye dahil edilmesi gereken isimlerden. İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesinde Radyoloji profesörü olan Tunacı, aynı zamanda bir posta tarihi koleksiyoneri ve araştırmacısı. Pul toplamaya daha çocuk yaşta başlıyor ve araya kesintiler girse de filateliden bir daha hiç kopamıyor. Son yıllarda posta tarihine ayırdığı vaktin neredeyse mesleğinin önüne geçtiğini itiraf ediyor Atadan Bey. Koleksiyonerliğin bir manada hastalık olduğunu da! Buyurun sohbete...


Mektuplar, kartpostallar ve filatelik malzemeler

Nasıl bir aileye ve çevreye doğdunuz?

1965 yılında Denizli’de doğdum. Babam Almanca, annem ilkokul öğretmeniydi. 4 yaşına kadar Denizli’de kaldık. Oradan İzmir’e göç ettik. Denizli’yle alakalı pek bir şey hatırlamıyorum. Bahçesinde süs havuzu olan iki katlı bir evimiz olduğunu, o havuzun kaynağından su içtiğimi hatırlıyorum. Babam okumayı çok severdi, arkeolojiye meraklıydı. Pamukkale tarihiyle epey uğraştı, kitapları hâlâ duruyor bende. Goethe’den tercümeler de yapmıştı. Annem, anneannem, dedem hep okuyan, kitaba meraklı insanlardı. Ben de onlarla büyüdüm. Koleksiyonculuk açısından aklımda kalan bir şey var, dedem çok iyi bir toplayıcıydı. Koleksiyoner değil ama toplayıcıydı.

Ne topluyordu?

Kağıt para. Üç imzalı banknotları ilk kez onda gördüğümü hatırlıyorum. Bozuk paraları da vardı. İlk merakı ondan kapmış olabilirim. O paralar, anneannemin Denizli’de İsmet İnönü’nün elini öperken çekilmiş fotoğraflarının yer aldığı albüm gibi ufak tefek şeyler bende duruyor hâlâ.

Ailenin arşivcisi sizsiniz o zaman?

Evet, öyle galiba. 9 yaşında annemin heveslendirmesiyle pul koleksiyonu yapmaya başladım. O yıllarda bugünle mukayese edildiğinde çok fazla pul koleksiyoneri olduğunu söyleyebilirim. Levantenlerin kültürel birikimi, İzmir’de kayda değer oranda azınlık yaşaması falan da etkili bunda. İzmir’de oturduğumuz evin tam karşısında pul satan bir emekli albay vardı. Ona gidiyordum. Harçlığımla 25 kuruşa, 50 kuruşa pul alıyordum. Biraz daha açılım yapayım diye filateli kulübüne gitmeye başladım.

Kaç yaşlarındasınız o yıllarda?

10 ya da 11 olmalı. Filateli Kulübü Konak’taydı. Çok da kalabalık oluyordu. Oraya başladıktan sonra daha düzenli ve dikkatli toplamaya başladım.

Kulübe gelenler arasında sizden başka çocuk var mıydı?

Birkaç kişi daha vardı ama geneli yetişkinlerdi. Bizimle yakından ilgileniyorlardı. Ortaokula gittiğim yıllarda pul yarışması açıldı, birinci oldum. Kulüpten aldığım kataloglar ve oradaki büyüklerin yardımıyla daha bilinçli topluyordum çünkü. 1973 - 74 Kıbrıs Türk pulları çok modaydı. Ben de bu işi ciddiyetle yapan her koleksiyoncu gibi Kıbrıs Türk koleksiyonu ile başladım. Kıbrıs’ın posta tarihimizde önemli bir yeri var. Rumlar Türklerin postalarını kısıtladıkları için çıkan malzeme kıymetli. Türklere uygulanan Posta yasağında insanlar taksiciler aracılığıyla haberleşiyor.

Hangi yıllardan söz ediyoruz?

1970’lerin başları, 74’e kadar diyebiliriz. Kıbrıs bir Osmanlı adası. İlk damgası 1870’lere ait. Namık Kemal zamanına ait mektuplar var. Onlar Türk filatelisinin en değerleri parçaları arasında. Bütün posta tarihçilerinin rüyasıdır o yıllara ait bir Osmanlı Kıbrıs mektubu bulmak.

Kıbrıs’ta Türklerin zor zamanlarında taksilerle haberleştiği yıllara ait bir zarf.[Kıbrıs’ta Türklerin zor zamanlarında taksilerle haberleştiği yıllara ait bir zarf.]

Koleksiyonu aynı ciddiyetle sürdürdünüz mü?

Hayır, maalesef. Liseye başladığım yıl babam İstanbul’da İstanbul Erkek Lisesi’nde görev yapmaya başladı. Annem de Çamlıca İlkokulu’na geldi. Ben İzmir’de anneannemle kaldım. Lise 1’i bitirdiğimde beni yanlarına aldılar ve Kabataş Erkek Lisesi’ne geldim. Bu arada üniversite hazırlık için dershaneye gideceğim ama anne-baba memur, öyle bir bütçeleri yok. Gerekli parayı bulmak için koleksiyonumu satmaya karar verdim.

O tarihe kadar para edecek bir koleksiyon yapmıştınız yani?

Evet, yapmıştım. Bütün harçlığımı pula yatırıyordum çünkü. Kadıköy’deki Unkapanı Dersanesi’ne gideceğim. Kadıköy’de yine bir emekli albay pulcu vardı. Biraz da destek olmak için “Hepsini alayım” dedi. Sattım ve böylelikle filateliden biraz koptum. Tıp Fakültesini kazandım, gündemim de değişmişti zaten.

Koleksiyon merakı olan insanlarda genellikle ona eşlik eden bir tarih ilgisi de oluyor ve tek koleksiyonla sınırlı kalamıyorlar. Siz de durum nasıldı?

Lise yıllarında haritalara ilgim vardı. İstanbul’daki, Beyoğlu’ndaki bütün haritacıları biliyordum. Üç beş tane harita aldım. Filateliden uzak olduğum yıllarda eski kitap ve haritalarla ilgilendim ama onlar beni filateli kadar sarmadı. Bu arada tıp fakültesinde dört ya da beşinci sınıftayken belki de derslerden canım sıkıldığı için tekrar filateliye başladım. Tünel’de Atilla adında bir pul satıcısı vardı. Bir cinayete kurban gitti rahmetli. O çok yardımcı oldu, yol gösterdi.

Bu kez ne alıyordunuz?

Hiç bozmadım, yine Kıbrıs’la devam ediyordum. Katalog falan aldım, kendi kendime bir şeyler yapıyorum. Mezun olduktan sonra, uzmanlık yaparken kendi imkanlarımla toplamaya devam ediyordum. Sonra eşimle Amerika’ya gittik, stajlar vesaire... Döndükten sonra doçentlik sınavları, çok yoğun dönemlerdi. Radyoloji daha ön plana geçti. Meslek dışında pek bir şeyle ilgilenecek zaman olmadı. Doçent olduktan sonra, 2000 yılı herhalde, Çapa’daki odama bir hasta geldi. Hoş sohbet biri. Rahatsızlığını konuşurken ne iş yaptığını sordum, “Pul tüccarıyım!” dedi. Meşhur, uluslararası bir isim, Yakup Nakri. Benim de ilgilendiğimi duyunca “Bir zamanlar başlayıp sonra bırakanlar genellikle sonradan yine başlar ve çok iyi koleksiyoncu olurlar.” dedi. Heyecanlandım tabii. “Pul zarf vesaire topluyorum ama bundan sonra ne yapacağımı bilmiyorum.” dedim. Piyasada demiryolu posta tarihi ile ilgili malzeme bulmanın kolay olduğunu, fiyatların da uygun olduğunu söyledi. “Osmanlı demiryolları posta tarihi koleksiyonu yap!” dedi. Hiçbir şey bilmiyorum. Damgaları, güzergahları öğrenmem lazım. Bazı kitaplar önerdi. İsfila’ya gidip o kitapları aldım. Önce bir eğitim sürecinden geçtim. Osmanlı filatelisinin çok geniş bir alanı var.

O zamana kadar Osmanlı’ya hiç girmemiş miydiniz?

Biraz biliyordum ama o kadar bilgi ihtiyacımı görmüyordu. Sırbistan’dan Yemen’e kadar bir coğrafyadan bahsediyoruz. Binlerce postane, o postanelerdeki teşkilatlar, o teşkilatların kendilerine has tasarımları... Çok ilginç yerler var bu coğrafya genelinde. 16 ülkenin posta tarihi Osmanlı’yla başlıyor. Bu da bize çok fazla avantaj getiriyor. Yakub’un yol göstermesiyle sahaya girdim ve neredeyse 6 ay ders çalıştım. Hızla başladım, önce yurt içindeki müzayedelere katıldım. Ne görsem alıyordum. 2006’da ilk sergiye girdim.


Atadan Tunacı

Bütün Osmanlı coğrafyası demiryollarını mı topluyordunuz?

Kurguyu öyle yaptım. Toplamda 9 bin kilometreden daha fazla bir uzunlukta Osmanlı demiryolları. Çok da güzel hikayeler var. Batı ülkelerine tanınan imtiyazlar, bu imtiyazların suistimali, bunları da okumaya, işin arka planıyla, tarihiyle ilgilenmeye başladım.

Bütün hat tek bir şirkete mi veriliyor?

Tek hatta tek şirket var. Diğer hat başka şirkete veriliyor.

Kaç hat ve kaç şirketten söz ediyoruz?

Çok var! İlk imtiyazı Avrupa demiryollarının meşhur bir ismi, Belçikalı Baron Hirsh ve kardeşi Belçika adına alıyor. Ceplerinde beş kuruş yok, Padişah’tan imtiyazı alıp borsada çeviriyorlar. Böyle para kazanıyorlar.

Osmanlı’nın ilk demiryolu hattı hangisi?

Romanya’da, Köstence - Çernovoda (Köstence-Boğazköy) hattı. 54 kilometre kadar kısa bir hat. Koleksiyonumun en önemli parçaları oradandır. Aynı yıllarda İzmir - Aydın hattı yapılıyor. Köstence hattı Karadeniz’den Tuna Nehri’ne direkt ulaşım sağlıyor. Şirket bu hattın kullanımı için özel bir imtiyaz pulu çıkarıyor. Ek posta vergisi yerine bu pul kullanılıyor. 20 paralık yeşil bir puldur. Şimdi zarf üstünde çok ciddi paralar ediyor.

Malzeme az çıktığı için mi bu kadar kıymetli?

Az çıktığı için değil aslında, talep çok olduğu için.

Talep fazlalığının sebebi ne?

Romanya koleksiyoncuları ilgileniyor, çünkü kendi topraklarındaki ilk demiryolu. Avusturyalılar ilgileniyor çünkü Avusturya Levant postanesinin de bu hatla ilgisi var. Türkler ilgileniyor, çünkü Osmanlı tarihinin bir parçası. Ve Avrupalıların, özellikle Almanların ilgisi var. Bu kadar yoğun talep olunca da fiyatlar yükseliyor. Kıbrıs da böyledir. Oraya da çok ilgi var.

Kıbrıs’la kimler ilgileniyor?

İngilizler, Almanlar, Rumlar ve biz. Kıbrıs Türk pulları uluslararası posta teşkilatı ve dünya tarafından şu anda illegal sayılıyor. Çünkü Kıbrıs Türk kesimini tanımıyorlar. Ama bir birleşme söz konusu olduğunda bizim pullar da uluslararası kategoriye dahil olacak.

İzmir - Aydın hattının tarihi ne?

İmtiyaz 1856’larda başlıyor. Bölgenin ticaretini İzmir Limanına getirmek için kullanılıyor bu hat. İmtiyazı İngilizlerde. 2014 yılında İzmir’den bir haber geldi. “Bayındır’da mektuplar var” dediler. Bir din bilgisi hocasının elindeymiş malzeme, adam satmak istiyormuş. Gittim, çok hoş bir adamdı, Allah rahmet eylesin. Dağ köylerini gezerek antika toplamış. Bu sırada da bir tomar mektup almış. Mektuplar çok ilginç. Tarih itibarıyla pul kullanımının başladığı dönem, yani zarflarda pul olması lazım ama yok. İlgimi çekti, araştırmaya başladım. Bir yayın da yaptım bu konuda.

Nedenmiş?

İngilizler imtiyazı alıyorlar. Şartlardan bir tanesi trenin askerlere ücretsiz olması, ikincisi de posta ücretlerinin kesinlikle Osmanlı Devleti tarafından alınması. İngiliz şirketi posta ücreti alamayacak! Ama öyle yapmıyorlar tabii. İki sene kadar bütün ulaşım ücretini şirket alıyor.

Nasıl yapıyorlar bunu?

Osmanlı posta dağıtımına dahil etmeden, pul yerine kendi damgalarını basarak taşıyorlar postaları. ORC, Ottoman Railway Company damgası var üzerlerinde. İki sene sonra İstanbul’dan müfettişler gelince durum tespit edilip pul kullanmaya başlıyorlar. Büyük bir ceza kesiyorlar şirkete ama teftişten sonra yine pulsuz gönderiler devam ediyor. İngiliz emperyal gücünün Anadolu’da kendini ilk belli ettiği örneklerden biridir bu. Bu arada sözleşme uyarınca bu demiryolu hattının 40 kilometre sağında ve solunda ne varsa hepsi İngiliz şirketinin. Tarım, maden, orman... Hepsi imtiyaza dahil. Sonra bu hat kuzeye yöneliyor ve Balıkesir’e kadar uzanıyor. Orada da aynı hikaye, imtiyaz vesaire var. Posta ve posta hizmetleri çok önemli. Üstelik posta ofisleri zamanla hüviyet de değiştiriyor.

Nasıl bir değişim bu?

Demiryollarının gelişiminde 1800’lerin ikinci yarısı az çok böyle geçiyor. 1910’ların sonlarında aynı posta merkezleri bu kez işgal kuvvetlerinin karargahına dönüşüyor. Bir zamanlar Fransız postanesi olan yer artık Fransız karakolu. Hem casusluk hem de yönetim merkezi. O nedenle asla ve asla özelleştirme yapılmaması gereken alanların başında posta hizmetleri geliyor bana göre. Aynı yıllarda Yunanistan’da Teselya Savaşı var. O savaş sırasında benim mesleğimle, radyolojiyle ilgili de ilginç bir gelişme yaşanıyor. Teselya Savaşı sırasında röntgen cihazını ilk defa biz kullanıyoruz.

Mucidi Osmanlı tebasından biri mi?

Hayır. 1895 yılında Avusturya Macaristan İmparatorluğu mensubu Conrad Röntgen X ışınını bulup yayınlıyor. Makale yayınlandıktan altı ay sonra bir Mekteb-i Tıbbiyye-i Şahane öğrencisi Esad Fevzi aynı cihazı İstanbul’da yapıyor. O cihaz, savaşta yaralanan Osmanlı askerlerinin kurşunlarının yerini tespit amacıyla kullanılıyor. Dünyada ilk kullanım örneği bu. Nuran Yıldırım Hoca’yla birlikte bunu yayınladık. Merakım filateliyle sınırlı kalmadı yani. Bu arada Osmanlı’nın çıkardığı Teselya ile ilgili çok güzel, sekizgen pulları vardır. Onları da topladım. Yine demiryoluyla ilgili. Doğu Avrupa’nın ilk demiryollarının tamamı Osmanlı’ya aittir. Postalar da öyle.

Önce tarihi bilgiyi edinip sonra mı toplamaya başladınız yoksa malzeme mi sizi eğitti?

Kesinlikle malzeme eğitti. Bir malzeme görünce eğer alanınıza giriyorsa merak ediyorsunuz. Aldıktan sonra araştırmaya başlıyorsunuz. Böyle çok hikayem var.

İmtiyazlar sebebiyle karşınıza birkaç dilde yazışma ve belge çıkıyor olmalı. Bu koleksiyonu kontrol etmek ve takip etmek için kaç dile ihtiyacınız var?

Benim on iki koleksiyonum var. Hepsini kontrol ve takip edebilmek için en az altı lisana ihtiyacım var. Allah’tan yapay zeka ve translate var da işim biraz kolaylaştı.

Hangi altı dil?

Rusça, Arapça, Farsça, Bulgarca, Sırpça ve Osmanlıca...

Bu dillerin hangilerini biliyorsunuz?

Hiçbirini bilmiyorum. Fakat zamanla, malzemeyle uğraşa uğraşa oluşan bir aşinalık var. Damganın, mektubun stili, kullanıldığı yer, bölge verileri... Göre göre çıkarım yapmayı öğreniyorsunuz. Bazen çok iyi okuyan biri okuyamıyor, ben bu verileri değerlendirerek daha doğru sonuçlar çıkarabiliyorum.

Birçok hat var, bunlar içinde en özeli hangisi size göre?

En heyecan verici olan Hicaz Demiryolu diyebilirim. Bir defa finansmanında yabancı sermaye ve imtiyaz yok. Bu özelliği dolayısıyla bazıları ümmetçi, bazıları Panislamist bir proje diyor. Bu hattın yapımı sırasında vergilendirme başlıyor. Bu amaçla fiskal pulları basılıyor. Fiskal vergisi gelirin bir bölümünü oluşturuyor. Bağışlar da var ayrıca. Aslında kaynağın yüzde yüzü Müslümanlardan elde edilmiyor. Rum okullarından, Hindistan’daki gayri Müslimlerden vesaire alınan yardımlarda var. Bir amacı hacıların güvenle yolculuk yapmasını sağlamak. Ve bence en önemli özelliği de Medine müdafii Fahrettin Paşa’nın hikayesinde üstlendiği rol...

Hicaz Demiryolu’nda kullanılmış filatelik bir döküman.[Hicaz Demiryolu’nda kullanılmış filatelik bir döküman.]

Hattın başka amaçları da mı var?

Aslında bir askeri proje. Ama o zamanlar Hacca gitmek gerçekten çok meşakkatli. O nedenle daha çok Hac yolculuğunu kolaylaştırmasıyla gündeme geliyor. Belli bir yere kadar, yanlış hatırlamıyorsam Tibuk’a (Tebuk)’a kadar gayri Müslimlerin girmesi serbest. Mekke Medine’ye giremiyorlar. Dolayısıyla inşaatta görev yapan gayri-müslim mühendisler bilgilerini Müslümanlara aktarmak zorunda. Bu nedenle de önemli. Şu anda maalesef metruk durumda ama ilk yapıldığında oluşturduğu heyecan sebebiyle dünyanın dört bir tarafından bağışlar geliyor. Bu bağışlar fiskal pulu aracılığıyla toplanıyor. Bizim fiskal pulu tarihinde çok önemli bir başlık Hicaz Demiryolu fiskalleri.

Fiskal nedir?

Posta pulları dışında bir de resmi işlemlerde kullanılan ve vergilendirmeye yarayan pullar var, onlara fiskal diyoruz. Hicaz demiryolunda hem posta hem de fiskal pulu var. Güzergah üzerinde pek çok posta şubesi var. Hemen her istasyonda bir postane olduğunu söyleyebiliriz. Bölge çok geniş ve anlamı yüksek olduğu için bu koleksiyonda rakipler çok kuvvetli.

Özel olan ne? Damgası mı, pulları mı?

Damgası özel. Medine’den Şam’a demiryolunun sekiz posta şubesi ve her birinin damgası var.

Kimlerle rekabet halindesiniz?

Öncelikle Suudiler var. İsrail kökenli koleksiyonerler de Hayfa’dan dolayı ilgileniyor. Ayrıca güzergah üzerindeki diğer ülkelerin koleksiyonerleri ve Müslümanlar da ilgileniyor konuyla. Bu işe ciddi yatırımlar yapan rakiplerimiz var.

Sözünü ettiğimiz hatlarda bir uçtan diğerine bir koleksiyonu tamamlama imkanı var mı?

Çok zor, ama ben neredeyse tamamlamış sayılırım.

Ne kadar sürdü bu koleksiyonu

20 yılda oluştu koleksiyonlar. Eksikler var, ama eksiklerin kimde olduğunu biliyorum.

Hangi hatlarda eksikleriniz var?

Bulgaristan Varna hattında bir eksiğim var. Başka birkaç hatta daha ufak tefek eksikler var. Bir koleksiyonun mükemmel olması için tamamlanmasından ziyade başka kimsenin bu koleksiyonu yapamayacağı kanısı oluşması lazım. Filateli koleksiyonlarında madalyalar da böyle verilir. “İkincisinin yapılması imkansız!” denilecek koleksiyonlara en büyük madalya, Grand Prix verilir. İngiliz demiryolu şirketinin damgalarını ve onun gibi diğer kritik malzemeyi bulduğum zaman koleksiyonlarım pekişti. Unik denilen ve dünyada tek ya da iki üç örneği olan bir malzemeyi elde ettiğinizde koleksiyonunuz erişilmez oluyor.

Sadece toplamakla kalmadınız, araştırmalarınızı yayınladınız da bildiğim kadarıyla...

Evet. İngiliz filateli derneği Royal Society’de Türkiye temsilcisiyim. Orada iki yayınım çıktı. Biri Köstence Çernova demiryolu ile ilgili. Çernova damgalı ilk mektubu buldum. Hatla ve o malzemeyle ilgili bir yazı yazdım. Bir de İzmir Aydın demiryolu ile ilgili bir yazı yazdım. Bu hatta ait özel damgaların hemen hepsini buldum.

Bulduğunuz Çernova damgalı mektubun ilk olduğunu nasıl tespit ettiniz?

Hattın açılış tarihi belli, damga tarihle örtüşüyor. Ayrıca diğer konularda olduğu gibi onun için de Osmanlı Arşivlerini taradım. Dijital kaynaklar, yabancı arşivler... Bakılması gereken çok kaynak ve kitap var. Filateliyle, özellikle Osmanlı ve Hicaz demiryollarıyla ilgili epey çalışma var. Akademinin çok çalıştığı konular bunlar. Koleksiyonlarım kadar geniş olduğunu söyleyebileceğim bir kütüphanem de var. Posta tarihi araştırmalarıyla koleksiyon paralel ilerliyor. Gönderilen ilk zarf hangisiydi? Nereden nereye gitti? Bu soruların cevapları kaynaklarda var.

Radyoloji tarihi dışında iki alanı buluşturduğunuz başka çalışma yaptınız mı?

Evet, karantina posta tarihi çalışmam var bir de.


Bu çalışmanın çerçevesi nedir?

Osmanlı imparatorluğunda karantina ofisleri var. Resmi ofisler buralar. Karantina uygulanması gereken hastalıklar için kuruluyorlar ve her birinin özel damgası var. Liman şehirlerinde gelen gemilerde salgın hastalık olup olmadığının takibini yapıyor mesela. Osmanlı coğrafyasının her tarafında var. Kendilerine özel hazırlanan damgaları hem raporlarda hem de gönderdikleri postalarda kullanıyorlar. Bu sayede posta ücreti ödemiyorlar. Bu konuyu kitaplaştırıyorum şu sıralar. Mektuplar dezenfekte edilmek amacıyla tütsüleniyor. Kız kulesi bir dönem karantina ofisi olarak kullanılıyor. İlginç konular var. Karantina ofislerini araştırırken bazı filatelist üstadların katkılarıyla bazı ofislerin aynı zamanda istihbarat merkezi olarak da hizmet verdiğini öğrendim. Doğu Beyazıt’taki ofis bir yandan İran’dan gelen tüccarlara sağlık denetimi yaparken aynı zamanda istihbarata da hizmet edebiliyor.

Demiryolu koleksiyonunun tamamlanması değil belki ama iyi bir koleksiyon olgunluğuna erişmesi ne kadar zamanınızı aldı?

Yaklaşık 10 sene.

Orient Ekspresi ile seyahat etmiş bir mektup ve kartpostal.[Orient Ekspresi ile seyahat etmiş bir mektup ve kartpostal.]

Malzemeyi hep Türkiye’den mi topladınız?


Hayır. Dünyanın her tarafından malzeme çıkabiliyor. Arjantin’den çıkıyor mesela. Göç eden Musevilerin yazışmalarıyla ulaşmış oraya ve genellikle de büyük koleksiyonlara girmiş oluyor bu parçalar. Raslantı eseri bulabileceğiniz parçalar değil. İyi bir koleksiyon için mutlaka yurt dışındaki müzayedeleri de takip etmek gerekiyor.

Sürekli tetikte olmanız ve takip etmeniz gerekiyor herhalde...

Tabii. Mesleğimden daha fazla vakit ayırdığımı söyleyebilirim. Sürekli uyanık olmanız lazım ki kaçırmayasınız.

Ne zamandır mesleğinizden daha fazla vaktinizi alıyor bu işler?

Mesleğimi sevmediğim anlamı çıkmasın buradan. Radyoloji ile ilgili konular da çok ilgimi çekiyor. Son zamanlarda radyolojide yapay zeka kullanımı ile ilgili çalışmalar yapıyorum ama yaklaşık on yıldır ikisinin neredeyse başa baş gittiğini söyleyebilirim. Koleksiyonla ilgilenirken dinleniyorum, yorgunluğumu atıyorum.

Başka hangi koleksiyonlarınız var?

Bir konuda malzeme toplamaya başladıktan sonra başka konular da dikkatinizi çekmeye başlıyor. Demiryolları toplamaya başladıktan sonra deniz yollarıyla da ilgilenmeye başladım. Bir koleksiyon doyuma ulaştığında, o konuda malzeme bulmakta zorlandığınızda sıkılıyorsunuz. Altı ay hiçbir şey çıkmıyor mesela. Öyle durumlarda yeni koleksiyonlara başlamak iyi bir seçenek. Böyle bir sıkıntı döneminde deniz yolları toplamaya başladım. Rahmetli Cengiz Arsman vardı, çok büyük bir koleksiyoncuydu, gemi postaları topluyordu. Ben Osmanlı sularında rekabet gibi bir başlık oluşturdum ve onu toplamaya başladım.

Nasıl bir rekabetten söz ediyoruz?

Osmanlı deniz postalarının yüzde 70’i yabancıların tekelinde maalesef. Başta Ruslar ve Avusturyalılar olmak üzere bir sürü millet özellikle limanları tutmuş vaziyette. Diyelim ki Sinop’tan İstanbul’a doğru yola çıkmış, üzerinde Osmanlı pulu olan bir mektup var. 20 paraya gönderilmiş. Yine o dönemlerde Avusturya postasını bulup o ne kadar almış diye bakıyorum. Diyelim ki 15 soldi, 15 kuruş yani. İndirim yapmış. Ya da indirim yapmamış da bölgedeki gayri Müslimlerin postalarını taşımaya başlamış. Kendi müşteri kitlesini oluşturmuş.

Buradan aynı güzergahta birden fazla postane çalıştığını mı anlamalıyız?

Tabii. Aynı güzergahta birden fazla postane ve posta teşkilatı çalışabiliyor. Aynı şehirde isterseniz Alman postanesini, isterseniz İngiliz ya da Yunan postanesini kullanabilirsiniz. Mısırlıların bile postanesi var. Gürcülerin var.

Gürcülerin, Yunanların, Mısırlıların kendi coğrafyaları dışında, Anadolu’da da postaneleri var mı?

İstanbul’da var. Önüne gelen imtiyaz alıp postane açmış. Belli bir süreye kadar böyle. Sonra imtiyazlar lağvediliyor ve hepsi kapanıyor. Kısmen yine açılıyor. İşgal döneminde buralar da istihbarat üssüne dönüşüyor. Postaneler arası rekabeti ortaya koymak için başladığım koleksiyon 3 - 4 senede belli bir seviyeye geldi. Çok da ilgi gördü. İki kez en son Dubai’de Büyük altın madalya aldı.

Mudanya-Bursa tren damgası ve bu hatta kullanılmış tren pasosu.[Mudanya-Bursa tren damgası ve bu hatta kullanılmış tren pasosu.]

Başka hangi konuları topluyorsunuz?

6 - 7 sene önce sahra postaları toplamaya başladım. 1914 - 18 arası. Hikayeler çok güzel. Sahra postasının mantığı şu; ordu bir yere sefere gidiyor. Kısa süreliğine bir yerde konaklıyor. Sahra postanesi onlara eşlik ediyor. Asker mektubu posta şubesinden değil, onlarla seyahat eten sahra postanesinden gönderiyor. Bu postanelerin konakladıkları her nokta için ayrı damgaları var.

Hikayelere nasıl ulaşıyorsunuz?

Mektupları okuyarak... Suriye’den atılmış bir posta kartı, arkasında “Sevgili hanımefendi! Oğlunuz hakkın rahmetine kavuştu. Ruhu şad olsun” yazıyor mesela. Böyle şehadet mektupları çok fazla. Nasıl öldü? Eşyalarını nasıl gönderecekler? Hepsini yazıyorlar o nota. Bir de Osmanlı’nın düzenlediği harekatlar, İran, Bağdat, Kars, Gürcistan, Ermenistan işgalleri var. Buralardan gönderilen mektuplarda çok ilginç hikayeler var. Filatelinin belki de en zor kısmı sahra postaları. Çünkü tarihler çok önemli. Galiçya’daki bir birlik bir hafta sonra Ermenistan’a gitmiş olabiliyor. Bu postalar aracılığıyla birliklerin güzergahı da takip edilebiliyor. 4. Kolordu 1917’nin Ağustos’unda neredeydi? Eylül’ünde nerede, Aralık’ta nerede? Bu postalar aracılığıyla takip ediyoruz. Aynı noktalarda yabancıların da koleksiyonu var. Malzemeleri o kadar bol ki. Bizde yok.

Neden?

Erler mektup yazamıyor, okuma yazma bilmiyorlar genellikle. Subaylar yazıyor. O nedenle bizde sahra koleksiyonu çok ender bir başlıktır. Demiryoluyla da çok ilişkili bir konu çünkü Yemen’e kadar olan coğrafyada mektuplar demiryolları üzerinden taşınıyor. Sahra postalarında müthiş bir dinamizm var, her an her şey çıkabiliyor. Kurtuluş Savaşı sonuna kadar Sahra postalarını toplamaya devam ettim. Kurtuluş Savaşı sırasında sahra postaları daha da zor...

Neden zor, coğrafya daha küçük?

Evet ama hangi birlik nerede, çıkarmak o kadar kolay değil. Birlikler birbirine yakın, ayrıca Ankara Hükümeti’nin İstanbul’la bağlantısı yok. İstanbul’da basılan sahra postası damgaları Ankara Hükümeti’nin bölgesinde kullanılamıyor. Yeni damga kazıyorlar. Bir de Ankara Hükümeti’nin pullarını İstanbul, İstanbul Hükümeti’nin pullarını Ankara kabul etmiyor. İstanbul Hükümeti’nden Sivas’a gönderilen bir mektup adresine teslim edilmiyor ve geri gönderiliyor mesela. O dönemde Osmanlı fiskal pulları üzerine yapılan yeni sürşarjlarla yeni valörler yaratılıyor. Üstüne yeni bir damga vurarak o pulu kendi malzemesi olduğunu tescilliyor ve yeniden fiyatlandırıyor. Buna sürşarj deniyor. Yine bunula ilişkili olarak işgal postaları meselesi var, o da çok güzel bir konu. Trakya’da, Ege’de, İstanbul’da, Anadolu şehirlerinde Yunan, Fransız, İngiliz işgal kuvvetleri var. O dönemde İstanbul’da altı tane Hint postanesi bile var. İngilizler, Müslümanlara şirin görünmek için Hintlilere postane kurduruyor. Altı postanenin de yerine tespit ettim. Dördünden malzeme de buldum.

Hangi yıllar?


1920 - 23 arası. Aynı tarihlerde Gürcü postaneleri de var.

Bu postaneleri kim kullanıyor? İşgal kuvvetleri mi, Türk vatandaşları mı?

Osmanlı tebaasındaki azınlıklar daha çok kullanıyor ama Müslüman halk da kullanıyor. İlla Türk postasıyla göndereyim diye bir şey yok o tarihlerde. Zaten öncesinde de birden fazla postaneye aşinalar.

Filatelide bir malzemenin fiyatı ne kadar yükselebiliyor?

Döneme ve malzemeye göre değişiyor bu. Osmanlı üzerinden taşınan İran postalarını da bir koleksiyon olarak topluyorum. İran Dünya Posta Birliği’ne bizden beş sene sonra giriyor. Bu beş sene boyunca İran’dan Avrupa’ya gidecek mektuplar Türkiye üzerinden gönderiliyor. Başka yol yok. Tahran’dan çıkan bir mektup önce Trabzon’a geliyor. Trabzon üzerinden İstanbul’a ulaşıyor ve buradan Avrupa’ya yollanıyor. Tersi de var. Hawai’den Tebriz’e yollanmış bir zarf var. Üzerinde Hawai’nin ilk pulları var, damgalanmış. Önce New York’a geliyor. Oradan İngiltere’ye gönderiliyor. Sonra izlediği rota Marsilya, İzmir, Trabzon ve Tebriz. Uğradığı her durakta damgalandığı için güzergahı takip edebiliyoruz. Bu zarf 5 - 6 milyon dolar civarında. Tek bir malzeme bir sürü koleksiyon giriyor. Şu anda Amerika’nın en zengin yatırım fonlarından bir tanesinin kasasında.

İran sınırında posta hareketlerine ışık tutacak filatelik bir döküman.[İran sınırında posta hareketlerine ışık tutacak filatelik bir döküman.]

Türk posta tarihi malzemeleri içinde en değerlileri neler? Bir şey söylemek mümkün mü?

O konuda da yaramız var. Yaklaşık 10 sene önce Salih Kuyaş terekesinden üzerinde tuğra da olan ilk pulumuz, tabakaları vesaire müthiş bir koleksiyonu çıktı. PTT satın alsın diye çok çabaladık, o zamanlar istenen rakam 350 - 400 bin Euro civarındaydı. Olmadı. Maalesef çoğunu yabancı koleksiyonerler aldı. Ankara’da çok güzel bir PTT müzesi var, oraya çok yakışırdı. Bize has bir durum değil bu gerçi. Geçenlerde Fransa’da benzer bir hadise yaşandı. Fransa’nın ilk pullarıyla ilgili bir koleksiyonu Fransa da almadı.

Filateli hâlâ girilebilir bir alan mı?

Tabii. Her zaman başlanabilir.

Ama sizler kıymetli malzemeyi topladınız...

Topladık ama pek çok konuya henüz el atılmamış durumda ayrıca ikinci nesiller kendilerine kalan koleksiyonları saklamıyor, satıyorlar. Böylece malzeme yeniden dolaşıma çıkıyor. Üstelik bizim için bile yeni malzeme çıkmaya devam ediyor.

Koleksiyon yapmak size entelektüel olarak ne öğretti?

En başka tarihe objektif bakmamı sağladı diyebilirim. Tarih; siyaset, milliyet, inanç üstü bir uğraşı. Yaşanan bir geçmiş ve o geçmişin halk nezdinden nasıl yaşadığını belgeleyen malzemeler var. Posta tarihini de bu kapsamda değerlendiriyorum. Bir de tabii insan tıp gibi bir meslek yapıyorsa koleksiyonla meşgul olmak dinlendiriyor, rahatlatıyor. Hastalarla ilgili sorunlar, tedavisi zor hastalıklar, kanserlerle geçen bir günün sonunda bambaşka bir dünyanın kapılarını açıyor. Biraz da bu yönüyle iyi geliyor bana.

Konularınızla ilgili efemera, belge de topluyor musunuz?

Filatelinin yan başlıkları olarak onları zaten koyuyorsunuz posta tarihinde. Efemerik malzeme olmadan iyi bir posta tarihi koleksiyonu pek yapılamaz. Ama efemeraya çok saparsanız hem ekonomik açıdan zorlanıyorsunuz hem de albümler, fotoğraflar derken iş karışıyor. Dengeyi iyi tutturmak lazım.

Uluslararası yarışmalarda jürilik yapmaya başlamanız nasıl oldu?

Uluslararası sergilere katılmanız ve madalya almanız önemli. Ben demiryolu koleksiyonuyla altın madalya aldım. Ondan sonra sınavlara girdim. İki aşamalı sınav yapılıyor. İlk aşamada jüri adayları dolaşıp malzemelere kaç puan vereceğini soruyor. Diğer aşamada da kuralları soruyorlar. Onların verdiği puanlarla çok fark olmaması lazım. En son Dubai’de jüri olduktan sonra özel bir kursla FIP fellow jüri oldum. Türk koleksiyonerlerin jüri olmasını önemsiyorum.

Nasıl bir önemi var bunun?

Dahil olmadığınızda rekabette geri düşüyorsunuz. Kendi malzememizi daha iyi tanımamız ve anlatmamız lazım. 16 devletin posta tarihi Osmanlı’yla başlıyor. Yemen’den bir mektup gönderiyorsunuz, çok kısa sürede Mitroviça’ya gidiyor. Belki bugün o kadar hızlı ulaşmaz. Yolda kaybolma falan da yok. Bu müthiş bir teşkilat olduğunu gösteriyor bize. Yabancılar kendi posta tarihlerini abartıyor. Koleksiyonları değerlendirirken belli skorlamalar var. Koleksiyonun önemini gösteren 10 üzerinden bir skorlama yapılıyor. Bu anlatımlar skorlamaları etkileyebiliyor.

Skorlama nasıl yapılıyor?

Dünya çapında posta tarihine etkisi oldu mu? Bu sorunun cevabı değeri belirliyor. Jürilik yapmaya başladığım zamanlarda Osmanlı posta tarihine 7 veriyorlardı. Neden önemli olduğunu verilerle ortaya koyduk. Şimdi değerlendirme 9’dan başlıyor. Bu çok önemli bir değişiklik. Büyük altın için 1 puan belirleyici etki yapıyor. Koleksiyonların yarışmalara kabul edilmesi konusunda da ciddi bir rekabet var. PTT bize biraz destek verse Türkiye’de uluslararası sergiler yapsak çok fark eder. Ulaştırma, Kültür ve Turizm, Dış İşleri bakanlıkları gibi ilgili kurumların desteğiyle Türk-Osmanlı filatelisinin eşsiz parçalarının uluslararası sergilerde tanıtılması gerekiyor. İstanbul’da sergi yapmıyor olmamız büyük eksiklik. Uluslararası sergilerin ülkeler açısından ayrı, koleksiyonerler açısından ayrı anlamları var. Sergi gezmek fikir ve ilham veriyor. Kore’de düzenlenen bir yarışmada hiper enflasyon döneminin koleksiyonlarını gördüm. Çok ilgi çekici ve güzel koleksiyonlardı. Ben de başladım ve iki haftada bitirdim. Çünkü malzeme neredeyse bedava.

Her konu için büyük bütçeler gerekmiyor yani?

Hayır, spesifik, ilginç bir konu bulunursa çok küçük rakamlara altın madalya bile alınabilecek güzel koleksiyonlar oluşturmak mümkün. Malzeme gördükçe fikir geliştiriyorsunuz. Ama bir de ne kadar geniş bütçeniz olursa olsun alamayacağınız malzemeler var. Karşınıza “Neye çıkarsa alacağım!” diyen rakipler çıkıyor. Fiyatlar hep aynı kalmıyor tabii. Piyasa hareketlendikçe inip çıkıyor. Son zamanlarda Balkanlarda Romanya hariç ciddi bir çöküş var. Bulgarlarda, Yunanistan’da hiç koleksiyoncu kalmadı. Bu karşın Suudi Arabistan malzemesinin fiyatı her zaman yüksektir. Lübnan, Ürdün, Kıbrıs her zaman iyidir.

Balkanlarda Selanik-Manastır Demiryolu’ndan geçmiş bir kartpostal.[Balkanlarda Selanik-Manastır Demiryolu’ndan geçmiş bir kartpostal.]

Jürilik yapan başka Türk koleksiyoner var mı?

Uluslararası jürilik yapan altı kişiyiz. Fellow FIP jüri sayımız üç. Biz jüri de yetiştiriyoruz. Jürilik müessesesi önemli bir mesele. Yaygınlaştırmamız lazım.

Uluslararası yarışmalara katılan Türk koleksiyoner sayısı nasıl?

İyi! Önümüzde Boston sergisi var, Makao (Çin) var. Oraya 5-6 kişi gidecek. Sergiye katılmanın bir maliyeti var. Koleksiyonerler desteklense katılımın çok daha yüksek olacağına eminim.


Söyleşi: Ayşe Adlı
Arşiv: Atadan Tunacı
Fotoğraflar: Bahtiyar İstekli
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.