“Türklerle ilgili çıkmış bütün dergileri topladım.”

Bülent Kutlu İzmir’de yaşıyor. 44 yıldır süreli yayın toplamakta. Çizgiroman ile başladığı biriktirme serüveni Türkçü ve siyasi dergiler koleksiyonculuğu ile zirveye çıkmış. Son yıllardaki ilgi alanı fanzinler ve tiyatro dergileri.. Türkiye süreli yayın koleksiyonerleri arasında hâlâ faal birkaç büyük isimden biri…

Mayıs 2021
“Türklerle ilgili çıkmış bütün dergileri topladım.”

Bülent Kutlu İzmir’de yaşıyor. 44 yıldır süreli yayın toplamakta. Çizgiroman ile başladığı biriktirme serüveni Türkçü ve sol dergiler koleksiyonculuğu ile zirveye çıkmış. Son yıllardaki ilgi alanı fanzinler ve tiyatro dergileri. Türkiye süreli yayın koleksiyonerleri arasında hâlâ faal birkaç büyük isimden biri…


Bülent Kutlu

Merakınız ne kadar geriye gidiyor?

1958 İzmir, Alsancak doğumluyum. Bizim apartmanda çok Amerikalı kiracı vardı, NATO askerleri. Onların çocukları çizgi roman okuyordu. Ve o dergileri okuduktan sonra kapının önüne koyuyorlardı. Sekiz yaşındayken bu dergileri almaya başladım. Sonra baktım, Alsancak’ta Altay Lokali’nin girişindeki küçük büfede de bu ikinci el dergiler satılıyor. Büyük ihtimalle kapıcılar toplayıp getiriyordu. Harçlıklarımızla o dergilerden almaya başladık. Giderek çoğaldı. Bir ara hatırlıyorum, yerden bir buçuk metre yükseklikte bir dergi koleksiyonum olmuştu. Devam etmedi tabii, orada kaldı. Gerçek manada koleksiyon yapmaya başladığım yıl 1977. 44 yıl oldu yani.

Neler alıyordunuz?

İzmir’deyiz. Bu işin merkezi İstanbul ve orada değilsin. Tanıdığım belli sahaflar vardı ve onları belli aralıklarla kolaçan ediyordum.

1970’li, 80’li yıllarda İzmir’de kimler sahaflık yapıyordu?

İsim olarak hatırlamıyorum. Ali Baba vardı, Ali Fuat Rodop. Hakan Taşkıran vardı, bu konuda bayağı iyiydi. Hakan İstanbul’da müzayedelere gidiyordu. Ona pey veriyorduk. Sevgi Yolu’nda başka esnaflar da vardı. Ali Baba ve Hakan da oradaydılar. Hakan sonra Kızlar Ağası Hanı’na taşındı.

Müzayedelere ne zaman katılmaya başladınız?

1990’lı yılların ortalarında.

Neler topluyordunuz?

Başta Türkçü dergiler olmak üzere süreli yayın alıyorum. Edebiyat, tarih dergilerini ve mesleki dergileri hemen hemen hiç toplamadım. Siyasi, Türkçü dergiler, sol dergiler, mizah, tiyatro, sinema topladım.

Edebiyat ve tarih almamanızın özel bir sebebi var mı?

Var tabii. Tarih zaten yaşanmış, yazılmış ve bitmiş. Geçmişle ilgili ışık veriyor ama değişmiyor, hep aynı şeyler. Kendini yenileyen bir şey yok. O yüzden ilgimi çekmedi. 2000’li yılların başlarında sahaflar ve ikinci el kitapçılar internetten satış yapmaya başlamışlardı. Bilgisayarla da o dönem tanıştım. Gittigidiyor’da mezat yapılıyordu. Epey sahaf katılıyordu o mezatlara. Fransa’da Nadirkitap’ın eş değeri bir site vardı. Bütün sahaflar orada satış yapıyordu. Aradığın her şeyi bulabiliyorsun. “Keşke bizde de böyle bir şey olsa!” diyordum ki Nadirkitap kuruldu. Nadirkitap’tan sonra “Tamam, tam istediğim şey oldu!” dedim. Hemen arkasından 2001 krizi yaşandı ve o dönemde çok dergi buldum sitede.

Neden?

Tesadüf mü etti, yoksa insanlar krizden dolayı sattı mı bilmiyorum ama piyasadaki dergi miktarı çok arttı o dönemde. Yetişemiyorduk adeta. O ara dergi toplamakta çok zorlandım.

Sizinle aynı dönemde süreli yayın toplayan isimler kimlerdi?

Kimse yoktu. Pey verdiğim dergiler bende kalıyordu. Ancak başka bir özelliği olduğunda rakip çıkıyordu. Mesela geçenlerde fanzin niyetine bir sigorta broşürü aldım. Ama değerinin beş, altı katı bir rakama aldım. Demek ki sigorta toplayanlar da ilgilendi o broşürle. Bu çekişmeler çok nadir oluyordu tabii. Simurg Sahaf da müzayede düzenliyordu bir ara. Orada Mustafa Çokay’ın çıkardığı Yaş Türkistan’ın takımını buldum. 1929’la 39 arasında 110 sayı çıkmış. Almanya’da yayınlanmış. Dünyada kütüphanelerde iki takımı var. Biri Ayaz Tahir Vakfı isimli bir vakıfta. Bir tanesi de Amerika’daki Kongre Kütüphanesi’nde sanırım. Özelde kimlerde var bilmiyorum ama üçüncü takımı da ben aldım o müzayededen.

Bu derginin özelliği nedir?

Sürgündeki Türkistanlıların Avrupa’da çıkardıkları çok nadir bir propaganda dergisi. Birkaç katı teklif vermiştim ama açılış fiyatından bende kaldı. 2000’li yıllarda kimse süreli yayın toplamıyordu. 1990’ların ortalarından 2000’lerin başlarına kadar olan dönemde artık piyasadaki isimleri tanımaya başladım. Gani Yener’i duydum mesela. 1940’larda dergi toplamaya başlamış. “Aziz Nesin’in Marko Paşa’yı sinema önlerinde sattığını gördüm.” diyordu Gani Bey. 1980’lerden sonra kendi kütüphanesini satmaya başlamış. O döneme denk geldim. Türkiye’nin en büyük dergi koleksiyoncusu Hakkı Tarık Us. Kütüphanesi kayıt altına alındı. Kitap olarak da basıldı. Gani Bey, “Hakkı Tarık Us zamanında derginin hiçbir önemi yoktu. Beyazıt’a, Sahaflar Çarşısı’na kamyonlarla dergi getirilip boşaltılır, herkes bedava alır götürürdü.” diyordu. Hakkı Tarık Us o zamanlardan toplamış. Koleksiyoner değil, biriktirici!

Aralarındaki fark ne?

Biriktirici ne bulursa alır. Tek sayı, üç sayı, beş sayı bakmaz. Koleksiyoner ise takım yapmaya çalışır. Belli bir düzene göre, kategorik olarak alır. Belli bir çerçevesi olur. Hakkı Bey’in bu özelliğinin büyük bir faydası olmuş. Onun sayesinde varlığından haberdar olmadığımız dergilerin tek sayısını bile olsa görme imkanımız oluyor. Ama Gani Bey koleksiyoner. Ben tanıdığımda artık koleksiyonu bitmek üzereydi. Epey bir malzemeyi Almanya’ya, Amerika’ya satmış. Bunların çoğu Osmanlıca süreli yayınlarmış. Kalanları da müzayedelere koyuyordu. Aradım bir gün. “Sürekli dergi alıyorum sizden ama yetişemiyorum. Taksitle olmaz mı?” dedim. Kabul etti. Parasını bitirdikten sonra yollamasını teklif ettim. Ama o öyle yapmadı. Dergiyi baştan yolladı, ben ödemesini tamamladım. Sonra bir tane daha gönderdi, onu ödedim. Yıllarca bu şekilde dergi aldım ondan. Sinema ve Halk Evi dergileriyle ilgili listelerini de verdi bana. O zamana kadar bilinmeyen, kendisinin tespit ettiği bazı dergileri de eklemişti o listeye. Ben de Gani Bey’in de bulamadığı Halk Evi dergilerine ulaştım. Giresun Halk Evi’nin çıkardığı Aksu dergisinin 58 sayısı biliniyor. Fakat 1949’da yayınlanmasına son verildikten sonra 1950’de bir sayı daha çıkmış. Ayrıca 1935’te çıkmış bir de özel sayısı var. Gani Bey’de bu notlar yoktu.

Konu ve içerik olarak sizi şaşırtan yayınlarla da karşılaştınız mı?

Çok var. Öncelikle her dergi bir macerayla elde edildi, onu söyleyeyim. Müzayedelerde yüksek fiyat teklif et, internet sitelerine para ver, al gibi değil. Bazılarının çok peşinden koşturdum.

Mesela?

2000’lerin ortalarında Alsancak’ta Şamanist Türkler Derneği vardı. Bir dergi çıkarmışlar. Onu bulmak için öncelikle derneğin yerini tespit etmem lazım. Bornova’dan kalkıp Alsancak’a taksiyle gidiyor, sonra geri dönüyordum. Defalarca yaptım bunu. Yerini tespit ettim ama dernek kapalı. Bir kere açık denk geldim. Anlattım, “Türkçü dergiler topluyorum. Sizin çıkardığınız dergiyi de edinmek istiyorum.”

Derginin adı neydi?

Kam! Üç sayı çıkmış. Ellerinde ikisi vardı, onları aldım. Sonra zaten dernek kapatıldı. Irkçı söylemleri ve sloganları vardı. Yine İzmir’de bir Azeri derneği vardı. Onlar da bir dergi çıkarıyorlardı. O dergiyi bulmak için kaç defa taksi tutup Çankaya’ya gittim. Adamı buldum, orada bir esnaf. “Dur, arşivime bakayım.” dedi. Açtı, üç tane dergi çıktı. Arşiv dediği üç tane dergiymiş. Kırım dergileri için Kırım Türkleri derneklerini aradım. Azeri derneklerini aradım. Kafkas dergileri için dernekleri aradım. Bu arada Kafkas halklarıyla Türkler arasında hâlâ bir birliktelik var zannediyorum. Mesela bir Dağıstan derneğine telefon açmıştım. “Türk dünyasıyla ilgili dergi topluyorum. Sizin yayınınız var mı?” diye sordum. Adam bana, “Yalnız biz Türk değiliz!” dedi. Şaşırdım kaldım. Kafkas halklarının Sovyetler bloğuna karşı bir birliktelikleri vardı. 1930’ların başlarında Polonya, esir devletler dediğimiz Kafkas halklarına kucak açmış. O dönemde yapılan yayınlar Rusça ve Türkçe çıkmış.

Terekelerden malzeme aldınız mı?

Tabii! Amerika’da bilinen ilk Osmanlıca gazete The Vatan Osmanlıca ve İngilizce olarak çıkmış. Gazeteyi çıkaran adamın oğlu Kıbrıs’ta yaşıyormuş. Onun terekesinden buldum The Vatan’ı.

Kaç sayıydı?

Kaç sayı olduğunu not etmemişim ama iki sayı eksiğiyle bende vardı.

Kaçlı yıllarda çıkıyor?

1918’de başlıyor zannederim. Osmanlıca Süreli Yayınlar Kataloğu’nda Washington’da çıktığı yazıyor. Fakat ben baktım, gazetenin üzerinde New York’ta, Washington caddesinde çıktığı yazıyor. Almanya’da Mehmet Emin Resulzade’nin çıkardığı İstiklal vardı. Onu da iki sayı eksikle takım olarak tamamlamıştım. O takım Azerbaycan’a satıldı. İkinci Dünya Savaşı’nda Hitler’in zulmünden kaçan Macar’lar Güney Amerika’ya sığınmış. Çok ilginç, Macar Turancı’ları orada dergi çıkarmış. Bunlardan bir tanesi Turan Dergisi. Arjantin’in başkenti Rio de Janeiro’da çıkmış. 67- 70 yılları arasında. Bir de 1973’te Güneşin Oğulları diye bir yayın yapmışlar. Dünya genelinde Türklerle ilgili çıkmış bütün dergileri topladım. Balkan Türkleri konusunun ustası Osman Baymak bana çok yardımcı oldu. Balkan ülkelerini dolaşıyor. Bay ve Gagavuz dergilerini çıkarıyor. Kendi finanse ediyor. Onun sayesinde çok dergi buldum.

Koleksiyonunuzu ne zaman elden çıkardınız?

Koleksiyonum tiyatro dergileri ve fanzinler hariç 47.000 fasiküldü. 2010’ların başlarından itibaren satmaya başladım. NadirKitap’tan isteyen insanların eline gitti bu malzeme.Büyük kısmını Atatürk Kitaplığı toplu olarak aldı. Tiyatro dergileri ve fanzin koleksiyonları ise bende duruyor. Koleksiyon dağılmadı ve hedefine ulaştı.

Türkiye kütüphaneleri dergi koleksiyonculuğu anlamında ne durumda?

Az sayısı olan dergilerin tıpkı basımı yapılabiliyor bugün ama çoğunun kaydı bile yok. Hele hele yerel dergilerin. Ankara Milli Kütüphane ve Beyazıt Devlet Kütüphanesi dışındakiler, aranmıyor diye dergileri satmışlar ya da atmışlar. İzmir Milli Kütüphane’de bahçeye atıldılar mesela. Tarih Vakfı da tasfiye etti dergileri. Oradan ben de dergi aldım. Dergileri kabul ederken de ‘İleride satmak kaydıyla!’ almışlar zaten. Sorulmuyor diye yapıyorlar bunu. 1930’lu, 40’lı yılların dergisini bir genç nereden bilecek? Arşivcilik ruhu yok bizde. Ali Baba’ya sordum bunu; “Niye bir Avustralyalı gelip burada şafak ayinine katılıyor da biz dibindeyiz, önem vermiyoruz?” Adam bilge! “Onların tarihinde bir kere böyle bir olay olmuş. Ona sarılıyorlar. Bizim tarihimiz bunlarla dolu! Bizimkiler bıkmış…” dedi.

Süreli yayın koleksiyonerliğinin bugünü nasıl?

Hakkı Tarık Us’u düşün. Kimse dergilerle ilgilenmiyorken şimdi efemera müzayedelerine kadar geldik. Milli Kütüphane Türkiye’nin en büyüğüdür. Orada bile olmayan birkaç yüz dergi vardı bende. Koleksiyonerler marifetiyle oluyor bu. Mehmet Uzun abimiz Türk Yurdu dergisinin 1924 versiyonunu buldu. Dört sayı çıkmış, kapanmış. Türk Ocaklarına yazdı, dergiyi götürdü ispat etti. Türk Yurdu dergisinin mevcut sayılarına ekletti bu dergileri. Genel dergiler konusunda Hakkı Tarık Us’tan sonra en önemli isim bence Gani Yener’dir. Ondan sonra Türkçü ve İslami dergiler konusunda Mehmet Uzun var.

Siz varsınız!

Eh işte, bir şeyler yapmaya çalışıyorum. Sağman Bey varmış. Onun 50.000 fasikül dergisi olduğu söyleniyor. Benim koleksiyonum 47.000 fasiküldü. Tiyatro ve fanzinleri de sayarsak 50.000’i epey geçti. Mizah dergileri konusunda Kuşadası’nda yaşayan Alper Bey var. Sadece Edebiyat dergileri toplayan bir arkadaşımız var, Suat Bey. Her konuda dergi biriktiren var.

Tiyatro ve fanzin koleksiyonlarını neden satmadınız?

Bir hastalığım vardı ama benden sonra kalacak kişiler bunların fiyatını bilmez. Nereye satacağını bilmez. En iyisi kendim satayım diye düşünmüştüm. Tiyatroyu tuttum, çünkü hiçbir katalogda yeri yoktu. Burçak Evren sinema dergileri konusunda küçük çaplı da olsa bir çalışma yapmış. Ama tiyatroyla ilgili hiçbir şey yok. Tiyatronun nadir olmasının sebebi çoğu derginin ve broşürün gişelerde izleyiciye bedava verilmesi. Oyun bittikten sonra genelde atılıyor bunlar. Kalan nadir parçalar da bize kadar geliyor. Bunları derleyip toparlamanın imkanı yok. Broşürler kütüphanede hiç yok. Nihal Atsız’ın dergisini parasını verdikten sonra buluyorsunuz. On sene sonra bir daha çıkıyor. Ama tiyatro dergisi 50 sene de geçse çıkmıyor. 100 tane basılıyorsa 99’u atılıyor. Bir tanesi kalıyor. 1930’larda İzmir’de Ergenekon diye bir tiyatro grubu var. Yayınlarını Türkçü broşür zannettim ben. Aldım, baktım tiyatro grubuymuş. 44 yılda bir kere denk geldi. Bir daha da rastlamadım. 1950’lerde Eskişehir’de bir tiyatro topluluğu kurulmuş. Onunla ilgili tek sayılık bir dergi var. O dergi olmasa haberimiz olmayacak. Bu bilinmezlik sebebiyle satmadım tiyatro dergilerini. Fanzin zaten ayrı bir alem.

Fanzinler konusunda bir çalışmanız da var değil mi?

Evet. Fanzine geç başladım. Türkiye’de ilk fanzinler 1991 yılının Mayıs ayında çıkıyor. Öyle kabul ediliyor. O yıllarda devamlı dergi topluyordum. Kitabevlerine gittiğimde bunları bir kenarda fotokopi dergi olarak görüyordum fakat hiç ilgilenmiyordum. Aklıma dahi gelmedi. Yıllar geçti, nasıl olduğunu tam hatırlamıyorum. Merak saldım ve biriktirmeye başladım. Bunların takımı da olmuyor. Dergide koleksiyonersen fanzinde biriktiricisin. Koleksiyoner olamıyorsun. Kataloğu yok, ucu bucağı belli değil. Eş dost için çıkaranlar da var. İzmir’in hatta Türkiye’nin en büyük fanzincisi Girdap’ın beş tane çıkardığı fanzin var. Bu da cezbetti beni. En nadir şey nedir deseler, bana göre fanzin. 1971’de çıkan Antaris Bilim Kurgu dergisini fanzin kabul edenler de var. Kendisine dergi demiş ama izin almadan çıktığı için fanzin kabul ediliyor. Öyle değil tabii.

Bu çalışmayı yaparken enteresan şeylerle karşılaştığınız da oldu mu?

Tabii, neler buldum! Birinci Dünya Savaşı esnasında Osmanlı esirlerinin çıkardığı süreli ve süresiz yayınlar var. Bunları bir tarihçi tespit etmiş. 32 tane olduğunu söylüyor. Ben sadece bir tanesine rastladım. Bunlar da ilk fanzin örnekleri arasında. Alt kültür dedikleri bir şey var. Baştan beri hep bir underground sözü var. Ben fanzincilere ‘alt kültür’ demeyin dedim. Ana akımdan ayrılan insanların ürettiği şeyler bunlar. Fakat algı olarak alt denildiğinde, basit, değersiz gibi algılanıyor. Oysa tam tersi. Çok zeki gençler çıkarıyor bu dergileri. Ben okudukça hayran kaldım. Hayranlığım arttıkça daha çok araştırdım. Biriktirici gibi ne bulduysam aldım. 80 ihtilalinden önceki gençlerin, benim o yıllarda şahit olduğum dünyanın içine düştüm bir anda. Gençlerin sorunları var, bu yolla anlatıyorlar. Şiir yazıyor mesela. Yayınevine götürüyor, yayıncının burnu bir karış havada. “Şiir zaten satmıyor. Ünlü yazarları bile 300 basıyoruz.” diyor. Ne yapsın bu genç? Fanzin çıkarıyor. Bazılarının dediği gibi şehrin karanlık sokaklarında yaşayan, intihara eğilimli gençlerin çıkardığı doğru değil. Böyle bir şey yok. Bunlar pırıl pırıl gençler. Ben de isyan kuşağının genciyim. 78 kuşağında yaşadım. Rock müziğiyle büyüdüm. 40 yıldır rock dinliyorum. Bir türlü durulmuyorum. İsyankarlık hâlâ devam ediyor.

Bülent Kutlu

Fanzin kriteri nedir?

Tek bir kriter yok. Fanzin için en genel yargı, hiçbir genel yargı olmaması. Biz kural koyarsak yanlış olur. Belli kabuller var, onlardan biri şu; çıkarmak için bir otoriteden izin alınmaması! Yasal olmaması yani. İki, maddi kaygı olmaması. Ücretsiz olması önemli. Adres olmaması veya posta kutusu adresi verilmesi. Yasal yayınlarda adres olması lazım. Bu özellikleri taşıyan yayınlar fanzin sayılmalı diye bir iddia attım ortaya kendimce. Beş tane, on tane basan var. Fanzin kriterine uyan ama kendine fanzin demeyen yayınlar var. Geriye doğru gittim, 1909’da bu kriterlere uyan iki tane fanzin buldum. Bir tanesi iki sayfa, bir tanesi dört sayfa. Birinin adı Şems-i Hakikat, birinin adı Şems-i Terakki. Şems-i Hakikat’i çıkaran kişi Mustafa Necati. Şems-i Terakki’yi çıkaran sadece Necati demiş. 1926’da Varagel fanzini var. Zonguldak’ta Maden Mühendis Mektebi’nde okuyan gençler çıkarmış. Kömür madenlerinde kullanılan vagonlara varagel deniyor. İlk sayısını bilmiyorum ama 1926’da 6. sayısı çıkmış. Şapograf tekniği ile basılmış. Şapograf, daktilo, teksir baskılar hepsi bana göre fanzin. Sinop’ta ortaokul talebelerinin çıkardığı bir dergi var, İlk Adım. Bir sayı tamamen Osmanlıca, bir sayı yarı Osmanlıca yarı Türkçe. Tam geçiş dönemi. Bu da şapograf baskı. Kazgan var mesela. Hâlâ devam ediyor. Öğrenciler çıkarıyor. 1947’deki ilk baskıları teksir baskı. Sonra normal baskı olmuş. Sahibi, yazı işleri müdürü falan hep gırgır isimler. O zamanlar üniversite gençliği bu tür dergiler çıkarıyormuş. Bunlar da fanzin kategorisine giriyor. Zaman içinde hepsini topladım. Epey bir külliyat oldu.

Dünyada ilk fanzin ne zaman çıkmış?

1949 diye tarih veriyorlar ama adamların fanzin koleksiyonu 1898’e kadar geri gidiyor. Bir adam sevgilisine yazmış. The Agnes Magazine, fiyatı beş öpücük. Yale Üniversitesi nadir eserler kısmında korunuyor.

Yaptığınız çalışmanın mahiyeti nedir?

Katalog kitap gibi düşünün. 1909’dan başlayıp günümüze kadar hangi fanzinlerin çıktığını görmek mümkün olacak. 1991 öncesi ve sonrası diye bir ayrım da var. Öncesini fanzin kabul etmeyenler 1991 sonrasına baksın. 1991 öncesi kronolojik, sonrası ise bir kısmı kronolojik, bir kısmı alfabetik gidecek. Çünkü sayısını bilmiyoruz. Katalog Kitap 1 dedik buna. İnşallah tiyatro dergileri, broşürleri olursa 2.’si de o olacak. Bu arada eklemem gereken bir şey var; İzmir fanzin konusunda açık ara birincidir. İstanbul’da sayı olarak daha çok çıkmıştır ama 20 yıl boyunca devam eden fanzin bulamazsın. Yıl olarak İzmir açık ara önde. Girdap isimli arkadaşımız 100’e yakın fanzin çıkardı. 980 fasikül dergi. Müthiş bir birikim. Mehmet Ali Bakunin mahlaslı arkadaşımız da Girdap gibi 20 yıllık. 190 kadar fanzin broşürü, broşür kitapları ve fanzini var. 200’ün üzerinde eser ediyor toplamda. Benim de çıkardığım Batı edebiyatı ile ilgili fanzinler oldu. Sekiz tane çevirmenim vardı. Yıllarca bunlardan hiç Türkçeye çevirilmemiş kitapların çevirilerini aldım. 100 tane fanzin çıkarabilirim ama maliyeti sebebiyle yapamadım. Mükemmeliyetçi bir adamım. Her şey istediğim gibi olsun dediğinizde maliyeti artıyor. Dergi mi toplayacağım, bunlara mı para ayıracağım? Bir de Efe Elmastaş var. 8 yıllık fanzinci ama çok hızlı girdi. 12 tane fankit’i, 1 tane devam eden fanzin’i, bir de fanzin apartman sitesi var. Bütün Türkiye’nin fanzinlerini topluyor. Bunların hepsi de cepten para harcayarak yapıyor. Onlar tarih yazıyor, ben de arşivliyorum.

Söyleşi ve Fotoğraf: İskender Dereli
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.