Plak
Ses ve sessizliğin eşsiz dengesi, tınıların kendi içindeki armonisi, insanoğlu varolduğundan beri insana kendini kelimelere gerek kalmadan ifade etme imkanı sundu. Hayata da, ölüme de şarkılar, aryalar, ilahiler eşlik etti. 1860'lara kadar insanoğlu sesi, sadece kullanıldığı yerde duyabiliyordu. Onu kaydetmek, taşımak, tekrar ve tekrar dinlemek pek çoğunun aklından bile geçmiyordu muhtemelen. Ancak 160 yıl önce yaşanan bu 'essiz' devrimle müziği hayatımızın her alanına taşıma imkanı bulduk. Aşama aşama gelişen ses kayıt teknolojisinin ilk ürünü, fonograftı. Onu, gramofon ve bu makinalarda çalışan 78 devir taş plaklar takip etti. Sonra 45'likler, 33 devir longplayler ve günümüze doğru yaklaştıkça kasetler, CD ve DVD'ler... bu teknoloji sayesinde 100 yıl önce yaşamış büyük sesleri duyma, ustalıklarına şahit olma ve icralarıyla mutlu olma imkanına sahibiz. Tanburi Cemil Bey'den Ümmü Gülsüm'e, Pink Floyd'dan, Ajda Pekkan'a, Münir Nurettin Selçuk, Aşık Veysel, Neyzen Tevfik'ten Bob Dylan'a geride hoş bir sada bırakan tüm sanatçılar, bir plak kadar yakınımızda. Tarihin en şanslı nesillerinden biri olabiliriz, ne dersiniz?