Kitap sanatında zincir koptu!

Haziran 2017

Bir kütüphanesi, koleksiyonu olan hemen herkes bilir; adı cellada çıkmış mücellitler vardı. Uzun yıllar hayali kurulup izi sürüldükten sonra elde edilen kitaplar, bir yürek sızısı eşliğinde döner onlardan geriye. Bu yüzden kitap ehli, mücellit lafını duyunca kulak kabartır. Piyasada; son yıllarda adı giderek daha sık anılan bir cilt ustası var; Fatih Hündür. Kaderin cilvesi ve camianın ihtiyacı sebebiyle kendini mücellit olarak buluvermiş Hündür. Özeti bu; ama öncesi var elbette. Büyükdedesi Müderris Resul Efendi ve dedesi Molla Mülazım Efendi'lerin başlattığı aile geleneğini devam ettiriyor. Bir farkla; onlar geleneksel yöntemlerle medrese kitapları tamir ederken Fatih Bey, devraldığı formüllere ilave ettiği uygulamalarla dünyanın dört yanına iş yapıyor... Masasının başında, yeni bir kalıp çıkarmak için çare ararken buluyoruz Hündür'ü. 6 yıldır yaptığı gibi, tıkandığı yerde kendi çözümünü üretme yolunu tutmuş. Sohbet de oradan başlıyor haliyle...

Kalıp çıkarmanın geleneksel bir yöntemi yok mu?

Bildiğimiz kadarıyla bakır plakanın üzerine fırçayla çizdirilen desen hakkaklar tarafından oyuluyor. Lakin günümüzde ne bu desenleri doğru çizebilecek ne de çizilmiş deseni hasarsız oyabilecek usta var. O yüzden kendimiz yapmak durumundayız. Birkaç sefer denedim. Birkaç sefer dediğim; 40'ı, 50'yi bulduk herhalde. Hepsi hüsranla sonuçlandı. Bu kez dolgu verniği ile deneyeceğim. Marangozlar bu ürünü metal levha üzerine desen transfer etmek için kullanıyor. Ustalarla görüştüm, videolarını izledim. Kalıpların numunelerini çıkardım. Eğer bu yöntemle deseni bakır levha üzerine taşıyabilirsek yeni kalıplara sahip olacağız. Olmazsa tekrar deneyeceğim. Eğer bıkar da bırakırsak orada kalır.

Peki diğer ustalar nasıl aşıyor bu sorunu?

Piyasadaki şemse göbekli kalıpların tamamında rûmî motifler kullanılıyor. Bu kalıpları bilgisayar desteğiyle elde edebiliyoruz. Necmettin Hoca'dan (Okyay) ve Emin Barın'dan kalan kalıpların bir kısmı İslam Hoca'da (Seçen) duruyor. Ama küçük detayları olan hatai motiflerin yer aldığı yeni bir kalıba ihtiyaç duyduğumuzda kendi çözümümüzü üretmemiz gerekiyor.

Yeni kalıba neden ihtiyaç duyuyorsunuz, eskiler yetmiyor mu?

Çünkü o motiflerle, kalıplarla hazırlanmış ciltler geliyor tamir için. Bir kapağı zarar görmüş ancak diğeri sağlam bir kitap geldiğinde bu mesele çıkıyor karşımıza. Mevcut kapağın birebir aynını yapmamız lazım. Bugün piyasada, eski kapağı söküp sıfırdan yeni cilt yapmak daha tercih edilen bir yöntem. Üstünden söktüğümüz ne olacak peki?

Fatih Hündür

Siz ne yapıyorsunuz?

Aynısını yapamasam da mevcut kapağı saklıyorum. Elbet birgün bir kalıp yapacağız. Ben yüzde 90 civarında restorasyon yapıyorum. O sebeple mümkün olduğunca aslına uygun sonuçlar almaya çalışıyorum. Günümüzde kitap sanatı öldü! Mevcutlar kurtulsun diye uğraşıyoruz.

Kitap var, cilt var, tezyini sanatlar devam ediyor. Ölen ne?

Hattatların hangisi Delâil ya da Kur'an yazıyor? Ya da diyelim ki biri bir kitap yazdı. Kaç kitaba minyatür çiziliyor? İslam sanatları adı altında yazı yazılıyor, süslenip çerçeveye hapsediliyor. Oysa geleneğe baktığınızda hepsinin tek kitapta toplandığını görüyoruz. Osmanlı'da doğru dürüst çerçeve sanatı yok! Evdeki levha sayısı, kitap sayısının binde biri belki. Hat, tezhip, kâtı, minyatür, ebru, cilt... Bir çerçevede kaçı kullanılıyor? Bunların toplamı kitap sanatını ortaya çıkarıyordu. Geleneksel sanatlar devam ediyor ancak bir arada kullanılmıyorlar, aralarındaki zincir koptu. Bizden önceki hocaların çalışmaları, bu bütünlüğün uzun zaman önce bozulduğunu ortaya koyuyor. Kalıpları araştırmaya Necmettin Okyay başlamış. Süleymaniye Kütüphanesi'nden çeşitli örneklerin kalıplarını almayı denemiş. Muvaffak da olmuş, çok güzel takımlar yapmış. Ama ondan sonra uğraşan olmadığı için bizim sıfırdan başlamamız gerekiyor.

Talebelerine aktarmamış mı bu bilgileri Hoca?

Maalesef, talebeleri hocadan kalan kalıpları kullanıyor. Rûmî desenli, düz kalıplar bunlar. Oysa Osmanlı'dan kalma kitaplarda rûmî desenli şemse bulunan çok az kapak gördüm. Anadolu'da yapılan ciltlerin bazılarında var bu kalıp. Ama İstanbul, Edirne, Şumnu işi kalıpların hepsi hatâi.

Çeşitlilik ne zaman kaybolmuş?

Ciltle ilgili bugüne intikal eden pek bilgi yok. Abdülhamid döneminde Beyazıt civarında 200'e yakın mücellit olduğu bilinir. Hattatların, müzehhiplerin bir çok usulleri günümüze gelmiş ama ciltçilerden intikal eden bir şey yok. Kalıpları gelmemiş mesela! Ne kullanıyorlardı? 16'ncı yüzyılda yapılan ciltlere bakıyoruz; baskısı, kabartması muazzam. Benim bildiğim o dönemde deseni sıkıştırmak için kullanılan ıstampa yok! Peki nasıl yaptılar? Neyle sıkıştırdılar? Bir çizim bile yok.

Teknikler konusunda ne kadar geriye gidilebiliyor?

Süheyl Hoca (Ünver) ne kadar geriye gidebilmişse o kadar! Cilt murakkasının nasıl olması gerektiğini bile Süheyl Hoca'dan öğreniyoruz. Necmettin Hoca'nın çok yakınında bulunmuş, malum. Günümüzde ben dahil bu konuları yeterli seviyede araştıran kimse yok. Yarın ne olacağı belli değil. Uyguladığımız tekniklerin tamamı Avrupa kaynaklı. Onların kullandığı malzemeleri kullanıyoruz. Avrupa'da meydana gelen en ufak değişiklik bize de yansıyor. Ama unuttuğumuz bir şey var! Avrupa'da aharlı, boyalı kağıt yok! Bizde kağıt, cilt içine girene kadar yüzlerce işlemden geçiyor, yapısı değişiyor. Avrupalılar ham kağıda rahatlıkla vurabiliyor losyonu. Peki bizimkinde nasıl bir etki oluşturacak? İslam Hoca bu gibi meselelerde; "Küçük bir parça üzerinde deneyip 30 sene bekleyeceğiz!" der. Ya da en doğrusu geleneksel yöntemlerle, bildiğimiz gibi yapmak. Ben öyle yapıyorum.

Kaynak yok dediniz, geleneksel yöntemlere nasıl ulaşıyorsunuz?

Eski eserleri söktüğümde onlarda bir restorasyon yöntemi görüyorum. Mesela bir kağıt yapıştırma teknikleri var, ben de o tekniği kullanıyorum. Restorasyonun özelliği, anlaşılabilir olmasıdır. Mevcuda en az zarar vererek eksiği tamamlayacaksınız. Aharlı bir kağıdın eksiği varsa oraya yeni bir aharlı kağıt koyar, yapıştırırsınız. Kat kat Japon kağıtlarıyla doldurup sertleştirerek dokusunu bozmanın alemi yok!

İzninizle hikayenin başına dönelim; nasıl girdiniz bu sahaya?

Ailemdeki üçüncü kuşağım ben. Dedemin babası Müderris Resul Efendi, Dedem Molla Mülazım Efendi ve ben. Dedeler medrese mensubu, meselenin sanat yönüyle alakaları yok. Dedem medresenin kitaplarıyla ilgilendiği için işi kısmen öğrenmişti. Kitapların sırtını sökmeyi, temizlemeyi, dikmeyi hatta kapak yapmayı biliyordu. Çocukluğumdan hatırladığım kadarıyla evin bir odası kitap doluydu. Medreseden arkadaşları gelirdi, aralarında kitap takası yaparlardı. Şimdi düşününce şaşırıyorum; altın tezhipli çok güzel bir yazma var birinde. Hoca onu okumuş, karşı taraftakinin getirdiği matbu kitapla değiştiriyor. O nesil, kitaba maddi değeri üzerinden bakmıyordu...

Sizin aşinalığınız nasıl gelişti?

Hep o meclislerin içindeydim. Misafirler gittikten sonra dedem yeni gelen kitapları alır, neye ihtiyacı olduğuna bakar ve tamir ederdi. Bu takaslar öyle birkaç kitapla sınırlı da değildi. Biz Ardahanlıyız. İzmit'e taşındıktan sonra beni de yanına alır; Adapazarı'nda, Bolu'da yaşayan arkadaşlarına gider; görmediği, okumadığı kitapları toplardı. Ayrıca Beyazıt'ta, Beyaz Saray Kitapçılar Çarşısı'na da gelirdik. Onun sayesinde kitabın içinde büyüdüm.

Dedenizden ciltçilik konusunda ne öğrendiniz?

Kitap dikmeyi, sırt yapmayı ondan öğrendim. Çünkü en sık kullandığı yöntemler bunlardı. Kitap dağılmışsa söker, yeniden diker. Kapaklar zaten mevcuttur, bir sırt yapar. O sırt da genellikle kumaş olurdu. Eski usulde hamurla, yeni usulde tutkalla yapıştırırdı.

Cilt de yapardı dediniz. Nasıl ciltler yapardı?

Has kağıt denilen kağıtlar vardı eskiden. Onları murakkayla birbirine yapıştırır, üzerini bezle kaplardı. O günlerde deri bulmak kolay değil. Murakkayı kendi hazırlar, ağırlık olarak da sert taşlar kullanırdı. Bugünkü imkanlar yok tabii...

Dedenizden öğrendikleriniz sonradan işinize yaradı mı?

İllaki! Onun yöntemleri biraz daha pratikti. Kağıt tamirini hala dedemden gördüğüm gibi yapıyorum mesela. Eğer bir yerde yırtık varsa en benzeyen kağıdı bul ve yerine yapıştır! Piyasada ise boşluk, dokulu Japon kağıdı ile dolduruluyor. Ama o tamirde, sonradan yapılan yer daha sert oluyor. Farzedelim ki elimizde sırtı dağılmış bir kitap var. Dağınıklığı temizledik, sırt kısmını söktük. Tamir etmemiz lazım. Haricen yapıştıracağımız her kağıt, sırtını kalınlaştıracaktır. İşimiz bittiğinde ön tarafı 4, arka tarafı 5 - 6 santim gelen bir kitapla karşı karşıya kalacağız, çünkü şişecek. Bunun olmaması için çeşitli yöntemler var. Onları uyguluyorum ben.

Bu işi meslek olarak yapmaya ne zaman karar verdiniz?

Asıl mesleğim gemi makinaları montajı. 14 sene tersanede çalıştım. Bir sürü kitabım vardı ve almaya devam ediyordum. Kendi kitaplarımın cildini yapıyordum tabii. Akşamları uğraştığım bir hobiydi benim için. Bir sahaf ziyaretinde, eski tarz ciltle ama yeni ciltlenmiş bir kitap gördüm. Önemli bir işaretti bu. 'Demek ki bu kadar yapılabiliyor!' dedim. O cildi aldım, eve götürüp söktüm. Epey uğraştıktan sonra eğitim almaya karar verdim ve İslam Hoca'ya ulaştım. Kursa gidiş amacım, elimdeki kitapları tamir etmekti. Bir yandan da aklım hep kitaplarda, sahaf dükkanı açmayı düşünüyorum. Ağır bir işte çalışıyordum. Bir yerden sonra yoruluyorsunuz... İslam Hoca'dan eğitim aldıktan sonra atölye kiraladım ama aklımda mücellitlik yok, sahaf olacağım... Kitap alıp satarken bir çevre içerisine giriyorsunuz. Sizinle aynı zevki paylaşan arkadaşlarınız oluyor. Önceleri bu arkadaşlar kendi koleksiyonlarındaki kitapların tamirini rica ediyordu. Yavaş yavaş alışveriş yaptığım sahaflardan tamir işleri gelmeye başladı. Şartlar buraya getirdi diyebilirim...


İslam Hoca'dan nasıl bir eğitim aldınız?

Aslında sadece usulleri gördüğümüz bir kurstan ibaretti bu eğitim. Kitap nasıl dikilir? Kapak, derileme, klişe, altınlama nasıl yapılır? Hoca bu tekniklerin hepsini gösterdikten sonra bir cilt yaptırdı, hepsi bu kadar. Olması gereken de bu bence. Ondan sonrası tatbikattır. Usta gösterir, gerisi size kalmıştır. Ne kadar çok uğraşırsanız işi o kadar iyi öğrenirsiniz.

Zorlandığınız yerlerde ne yaptınız?

Aslında yapacağımız her şeyin bir örneği var. En mantıklısı mevcut örneği parçalamak!

Çok riskli değil mi? Ya tekrar eskisi gibi toplayamazsanız!

Bu korkuyu taşırsanız ilerleyemezsiniz. Çok çalışmanız lazım, sadece bu. Ama gerçekten çok çalışacaksınız. Bazı arkadaşlar 'Kitap incelemek gerek!' der. Benim incelemekten anladığım söküp yeniden toplamaktır. Bu yöntemle 3 bin kitap inceledim.

Toparlayamadığınız olmadı mı hiç?

Hayır, olmadı! Sadece bir kere, bir eserle çok uğraşmak zorunda kaldım. Eski bir Endülüs yazması. Üzerinde sonradan yapılmış bir Mısır cildi vardı. İlk kez görüyorum, 145 yapraklı bir Kur'an-ı Kerim. Büyük sayfalı, kenarları tezhipli. Döneminde birine hediye edilmiş, hitabesi var! Çok güzel bir kitap... Ama dört taraftan kurt yemiş. Fransa Yazma Eserler Kütüphanesi'ne gitmişler. Orası çok uzun süreceği ve uğraştıracağı gerekçesiyle kabul etmemiş. Kitap geldi. Mantar sebebiyle kağıdın dokusu neredeyse tamamen bozulmuş, hamur haline gelmişti adeta. İlk bir ay, sabah 8'den akşamın geç saatlerine kadar sadece inceledim. Nasıl olacak?

Ne yaptınız?

Tamir aşamasında beni birileri görse 'Kitabı katlettin!' derdi... Eseri parçaladım, üzerindeki cildi aldım. Sırtı mantardan ötürü dağılmıştı. Dövme kağıt üzerine yazılmış. Bu kağıt, ikiye, üçe ayrılabilecek niteliktedir. 145 yaprağın tamamını ikiye böldüm, ön ve arka yüzlerini ayırdım. Makinacılıktan öğrendiğim bir yöntem bu; tamir etmenin en iyi yolu parçalamaktır! Bazı sayfalarda mantar olduğu için ikiye ayırırken yarısı geliyor diğer kısmı kalıyor. Zarar vermeden yerinden almanız lazım... Malzeme almak için çok sık aktara giderim, oradan aldığım bitkilerle yeni formüller denerim. Bu deneyler sonucu bulduğum bir taktikle kağıttaki mantarı kurutmayı başardım. Eser, 500'ler ya da 600'lerde yazılmış. Aynı dönemde basılmış uygun boyutlu kitaplar bulduk. Oralardan elde ettiğimiz kağıtlarla sayfaları destekledim. Boşlukları, dedemden öğrendiğim 'Kağıdın benzerini bul, yerine yapıştır!' taktiğiyle doldurdum. Sonuçta kitabı kurtardık. Sıfırdan bir cilt yaptık. Endülüs cildi yapacağız ama elimizde hiç Endülüs kalıbı yok... Orijinal bir ciltten kalıp aldım, uygulayacağım aletlerin üzerine işledim. Ateşte ısıtıp deriyi yaktım. Çünkü gördüğüm kadarıyla Selçuklu, Endülüs, İlhanlı ve Emevi dönemi ciltlerinde bu teknik uygulanmış. Her desen bir ya da bir buçuk santimetre kare. Bilek gücüyle teker teker yapılıyor. Bir kâtıcı arkadaşımız iç süslemelerini yaptı. Tezhiplerindeki eksikler tamamlandı ve çok şükür, 3 ayda bitirip teslim ettik. Vermek istemediğim eserlerden bir tanesiydi.

Sizi nasıl buluyor bu işler ve insanlar?

Ben Türkiye'de pek tanınmam, sadece sahaflar bilir. Ama Avrupa'da tanınıyorum. Bu da herhalde yurtdışına kitap satan arkadaşlarım sayesinde oldu. Onların müşterileri aracılığıyla bağlantılarım arttı.

Ne tür işler geliyor?

Daha çok şahsi koleksiyonerlerden iş alıyorum. Tamire ihtiyacı yoksa yüksek nitelikli kitapları getirmez, ölçüsünü verirler. Siz de o ölçüye ve belirtilen özelliklere uygun cildi hazırlarsınız.

Ciltsiz gelen bir kitaba hangi cildi uygulayacağınıza nasıl karar veriyorsunuz?

Asıl sorun tam da bu. Kesinlikle çok güçlü bir arşiviniz olması gerekiyor. Elinizde her döneme ait yüzlerce örnek olacak ki döneminde ne kullanılmış görebilesiniz. Kişi ne kadar çok örnek görürse o kadar tecrübeli olur. Dönemini tespit edeceksiniz. Kitabın içeriğini, iç tezyinatını doğru okuyacaksınız. Rokoko tarzı tezhiplenmiş bir kitaba şemseli cilt yapamazsınız. Çünkü öyle bir tarz yok. Tezyini rokoko olan bir kitabın cildi barok tarzı yazmadır. Bu kararı da ancak tecrübeyle verirsiniz. Çünkü hangi kitaba nasıl bir cilt yapılacağını söyleyen bir kaynağımız yok.

Kütüphanelere girip kıymetli eserleri yakından görme imkanınız var mı? Eksiğinizi nasıl kapatıyorsunuz?

Bugüne kadar 2 bine yakın yazma eserim oldu. Zaman içinde hepsini sattım ama bende oldukları süre içerisinde hemen hemen her tarzı yakından görme, inceleme imkanı buldum. Ayrıca 3 bine yakın eserin de tamirini yaptım. Görsel hafızanız zaman içinde güçleniyor.

Yaptığınız işe nasıl kıymet biçiyorsunuz. Bir piyasası var mı?

Piyasa olması için sizinle aynı işi yapabilen başkalarının da olması lazım. Rakibiniz yoksa?.. O zaman bu işi neden yaptığınız önemli oluyor. Para için mi? Sanat için mi? Hizmet için mi? Ben kitabı ve tanzimini seviyorum. Bir kitapta neyi görmeyi seviyorsam onu yapıyorum.

Bir cildin kıymetini ne belirler?

İşçiliği, yani ustası. Döneminin bütün özelliklerini yansıtıyorsa kıymetlidir. Cilt yapmak sadece deriyle kartonu buluşturup kitabı giydirmek değildir. Gerçek manada cilt yapmak için kitabı tanımak gerekir. Ne kitabı olduğunu bilirseniz ona yapacağınız cildi de hayal edebilirsiniz.

Söz hayallere gelmişken, kitaplarla ve ciltle ilgilenmeye başladığınız günlerde bugününüzü hayal etmiş miydiniz?

Hayal ettiğim tek şey o zamanki mesleğimden uzaklaşıp sadece kitapla uğraşmaktı. 6 yıldır sadece bu işi yapıyorum. Hayallerimin de ötesine geçtiğimi söyleyebilirim...

Söyleşi: Ayşe Adlı

Fotoğraflar: İ. Bahtiyar İstekli


İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.


Başkaları gibi tanınmış değilim ama!

Karşımızda, mükemmeliyetçi yapısına uygun bir titizlikle oturuyor Semavi Eyice. Yaşadıklarının, yaptıklarının ve umduklarının ortaya koyduğu gibi, bir 'Eski zaman efendisi' o. Bu sebeple sonraki nesillerin içinde bulunduğu rahatlığı, görece ihmâlkârlığı anlamakta zorlanıyor.

Ekim 2017

Yaşar Kemal Sahaflar Çarşısı'nda

Yaşar Kemal, 1954'te Cumhuriyet gazetesi için muhabirlik yapmaktadır. Soğuk bir Ocak gününde, akşamüstü yolu Beyazıt'a, Sahaflar Çarşısı'na düşer. Belli ki planlı bir ziyaret değildir bu. Ancak anlatılanlar dikkatini çekmiştir. O ziyarette gördüklerini ve Muzaffer Ozak'la konuştuklarını gazete için kaleme alır.

Cumhuriyet Gazetesi, 5 Ocak 1954

Ben Değil Zaman Biriktirdi!

Çocukluğu 70'li ve 80'li yıllarda geçenler arasında Sermet Erkin'i tanımayan yoktur. Sahne üstünde sergilediği performansı soluksuz izlerken perdenin gerisinde de en az sihirbazlık numaraları kadar etkileyici bir hayatı olduğundan habersizdik...

Ağustos 2017

Alamadığıma değil göremediğime yanarım!

Emin Nedret İşli konuşurken; yakın tarihin pek çok mühim ismi hatıralar sahnesinde bir görünüp bir kayboluyor. Politikacılar, iş adamları, akademisyenler, eski kitap tozu aldıktan sonra bir daha iflah olmamış koleksiyonerler... Enderun Kitabevi'ne adım attığında henüz 10'lu yaşlarının başında olan İşli, sahaf dünyasının 40 yılını anlatıyor...

Mayıs 2017

Yeni şeyler konusunda cahil kalma hakkımı kullanıyorum!

Musa Dağdeviren, geleneksel Anadolu mutfağını büyük bir titizlik ve başarıyla sunan Çiya restoranlarının sahibi. Nizip'te, hafızasındaki canlılığını bugüne kadar koruyan 'hayat'lı bir evde doğmuş. 10'lu yaşlardan beri, o zenginliğin kaybolmasına mani olmak için çalışıyor!

Nisan 2017

Kitap, bir yatırım aracına dönüştü

"Şimdi insanlar, kitabı bir yatırım aracı olarak görüyor. Kitapların koleksiyonlara girmesi belli bir disiplin içinde muhafaza edilmelerini sağlıyor. Bu bilinç daha çok oturmadı. Ama insanlar biliyor ki, birgün o kitabı artık istemediğinde ondan para kazanabilecek..."

Şubat 2017

Bir hurdacının genlerini taşıyorum!

Biz Osmantan Erkır'ı ulusal televizyonlara yaptığı büyük çaplı prodüksiyonlardan tanıyoruz. Popstar Alaturka, En Zayıf Halka, Kim 500 Milyar İster gibi pek çok yapımda imzası var. Ancak bu kadar göz önünde olmasına rağmen hiç bilinmeyen bir yönü daha var Erkır'ın. O, aynı zamanda iyi bir koleksiyoner.

Ocak 2017

Bu işte satan değil alan kazanır!

Sahaf camiasının en kıdemli isimlerinden Lütfü Seymen, alınıp satılan eserlerin niteliği değişse de insanlık var olduğu sürece sahaf müşterisinin de sahaflığın da bitmeyeceği kanaatinde...



Aralık 2016

Eski tarz sahaflığın zamanı doldu

Sahafların kültür ortamında yetişen, akademik çalışmalarını o ortamlar sayesinde eriştiği evrak üzerinde inşa eden Osmanlılar'da Sahaflar ve Sahaflık kitabının yazarı Prof. Dr. İsmail Erünsal'la sahaflığın yakın tarihini ve geçirdiği dönüşümü konuştuk...

Kasım 2016

Copyright 2007-2017 Nadirkitap Bilişim ve Reklamcılık Ltd. Şti.. Tüm Hakları Saklıdır. Bu siteye üye olanlar Kullanıcı Sözleşmesini okumuş ve kabul etmiş sayılırlar.

Yukarı Çık